KORKULARIMIZDAN ÖZGÜRLÜĞE

KORKULARIMIZDAN ÖZGÜRLÜĞE

KORKULARIMIZDAN ÖZGÜRLÜĞE

Dünyaya gelmesine vesile olduğumuz çocuklarımızla kendimizi nerelere taşıdığımızı biliyor muyuz? Onlar mı bizi götürüyor yoksa biz kendimizi farkına varmadan çocukluğumuzda mı buluyoruz? Ne taraftan bakılırsa bakılsın çocuklarımızın aracılığıyla kendimizin yaşadıklarına giden yollarımız oluşur. Bu yolların aslında yeniden kendimizi iyileştirebileceğimiz nimetlerimiz olduğunun farkında bile değiliz. farkında olmadığımız bu nimetlerimize bakmaya başlayalım.

            Yaşadığımız gerçeklik, elimizde olmayan değiştiremeyeceğimiz yok sayamayacağımız yanlarımızdır. Bu demek değildir ki buna mahkum, bağlı, mecbur ve tutsağız. Yaşadığımız deneyimler sahip olduğumuz tüm yanlarımızı oluşturur. Bu yanlarımızı korkusuzca, cesaretle, örtmeden, şefkatlice görmek ve fark etmek kendimizi onarmamıza ve bütünlüğümüzü yeniden sağlamaya yardımcı olur. Bu da bizi özgürlüğe götüren en kavilli yoldur. Fakat biz tam aksine çoğu zaman yaşadıklarımıza bakabilme cesaretinde değiliz. Olumlu olumsuz yanlarımızı bilmek, kabul etmek kolay olmayan bir süreçtir. Çünkü biz onlardan kaçar  ve onları bilinçdışına iteriz. Bilinçdışına ittiklerimiz incinmiş ve çaresiz çocuğun derin acısıdır. Örneğin, öfkeli, emir veren, uyum sağlamakta zorlanan ve kendi ihtiyaçlarını karşılama yetisi zayıf olan bireylerin yaşadığı, iç dünyasında çaresiz ve incinmiş çocuğun derin acısının ta kendisidir. İç dünyasında bu çaresizlik ve incinmişliği yaşayan bireylerin bazıları da bunalım, boşluk duygusu ve yabancılaşma duygularını, yaşamda en iyi başarıyı elde etmeye çalışarak, özgüvenli, güçlü ve kararlı görünmeye çalışmalarıyla ifade ederler.

            Yaşamda meydana gelen durum, olay, tepki, duygu, düşünce ve davranışlarımızın bir amacı ve alt sebebi vardır. Bu amaç ve alt sebepler anlaşılmadıkça, keşfedilmedikçe ve fark edilmedikçe kontrol edilip yönetilemezler. Bu da özgürlüğü tercih etmediğimiz sonucuna götürür.

            Kendi yaşadıklarımız bilinçli ya da bilinçsiz şekilde çocuklarımıza da yaşatırız. Özgürleştiremediğimiz kendimiz, özgürleştiremediklerimize götürür. Öyle anlamlı bir şekilde çocuklarımıza eşlik edelim ki onlara duygularını ifade eden, yaşadıklarının farkında olan, ne istediğini bilen bireyler olması için destek verirken kendi özgürlüğümüzü de ortaya çıkaralım.

            Karşıdaki çocuğun temel ihtiyaçlarını bilip, kendi karşılanmamış ihtiyaçlarımızı da görüp onları onarır isek hem kendimize hem sorumluluğunu taşıdığımız çocuklarımıza en iyi eşlik sürecini oluşturabiliriz. Bunlar;

  1. Çocuk ciddiye alınıp kabul edildiğinde ve çocuğun doğduğu günden itibaren saygı, yakınlık, anlayış, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşıldığında anne ile ayrışma dönemini sağlıklı tamamlayabilir.
  2. Çocuğun özgüveninin yerinde ve yeterince olabilmesi anne babanın özgüvenine bağlıdır.
  3. Anne babanın zamanında karşılanmayan ihtiyaçlarının olması çocuklarına verici ve isteklerine odaklı bireyler olurlar.
  4. Geriye yönelik arayış değil, onarmak başarıya götürür.
  5. Anne babanın keşfetmedikleri duyguları çocuklarına verdikleri ikame duyguya dönüşür.
  6. İkame duygular çocuğun varlığına saygı değil, kendi varlığını oluşturabilme çabasıdır.

            Bütün bunlar kendimizde bakamadığımız, kabul edemediğimiz, bastırıp derinlere ittiğimiz korkularımıza sebep olup korkmamak için bizi tutsak eden köleleştiren, özgürleştiremeyen yapıya dönüşür.

            Özgürleşmek; görmek, fark etmek ve anlayabilmek ile başlar. Tercihlerini yapan ve sorumluluklarını alan bireylere dönüşmek istiyor isek kendimize bakabilme cesaretine niyet etmeliyiz. Vesselam.

Aile ve Oyun Terapisti

Elif  Erkan

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ